Gecenin simsiyah pelerini İzmir’in nemli ve yorgun sokaklarının üzerine serilirken, kentin tüm gürültüsü yerini körfezin derin sessizliğine bırakıyordu. Adı Murat’tı. Kalbi, yıllar önce sevdiği kadını toprağa verdiğinden beri buz tutmuş, ruhu ise Alsancak’ın izbe sokaklarında kaybolmuş bir adamdı. Yaşamak onun için sadece nefes alıp vermekten ibaretti. Bir kasım gecesi, odasındaki loş ışığın altında, içindeki o devasa, dipsiz yalnızlığı bir anlık da olsa susturabilmek umuduyla bilgisayarın başına geçti. Elleri titreyerek arama motoruna izmir escort kelimesini yazdı. Amacı ne bir eğlence ne de bedensel bir tatmindi; o sadece parayla da olsa satılık bir şefkat, yüzüne yalandan da olsa gülecek bir insan sesi arıyordu. Bu kelime, onun için karanlık bir labirentin kapısıydı ama o kapının arkasında hayatının en büyük dramının, en imkansız aşkının ve en soğuk ölümünün yattığından tamamen habersizdi.Karşısına çıkan yüzlerce soğuk ve ruhsuz ilan arasından bir çift göz Murat’ın dikkatini çekti. O gözlerde hile yoktu; aksine, dipsiz bir kuyu gibi hüzün ve acı barındırıyordu. Kadının takma adı Leyla’ydı. Murat, ilandaki numarayı arayıp adresi aldığında, kalbinde tarif edemediği bir sızı hissetti. Yağmur sicim gibi yağarken, Kordon boyunun sert rüzgarını arkasına alarak loş ışıklı o eski taş binaya doğru yürüdü. Merdivenleri çıkarken attığı her adım, onu kaderinin en büyük trajedisine biraz daha yaklaştırıyordu. Kapı açıldığında karşısında duran kadın, internet dünyasında izmir escort etiketiyle sunulan o sıradan profillerden çok farklıydı. Leyla, sanki bu dünyaya ait olmayan, hüzünden örülmüş bir ipek kozası gibiydi. Beyaz teni, solgun dudakları ve o darmadağın bakışları Murat’ın donmuş kalbine ilk darbeyi vurdu.O gece aralarında ne bir dokunuş ne de profesyonel bir pazarlık geçti. Murat koltuğa oturdu, Leyla ise pencerenin kenarına geçip dışarıdaki sağanağı izledi. İki yabancı, kentin iki farklı ucunda kanayan iki yaralı ruh gibi saatlerce sadece sustular. Sonra sessizliği Leyla’nın derin, ciğerlerinden kopup gelen o acı öksürüğü böldü. Leyla, hayata tutunabilmek, kardeşinin tedavi masraflarını karşılayabilmek için bu yola düşmüş, ancak bu kirli çarkın içinde kendi canından olmaya başlamış bir hüzün çiçeğiydi. İnsanlar internet sitelerinde izmir escort araması yaparak onun bedenine bir bedel biçiyordu belki ama kimse o bedenin içinde can çekişen ruhu görmüyordu. Murat, o gece Leyla’nın gözyaşlarında kendi kaybettiği geçmişini, Leyla ise Murat’ın suskunluğunda hiç tatmadığı o güveni buldu. O gece, Alsancak’ta zaman durdu; hüzün, odanın her köşesine sindi.Haftalar haftaları, aylar ayları kovaladı. Murat, her cumartesi gecesi kentin tüm ışıkları sönerken aynı adrese, aynı kadına koştu. Çevresindeki insanlar, internet dünyasının karanlık dehlizlerinde kaybolmuş bu sektörü eleştirirken ya da sadece bir gecelik hevesler için izmir escort ilanlarına bakarken, Murat o ilanların en derininde saklanan o saf, temiz kadına körkütük aşık oluyordu. Bu aşk normal bir aşk değildi; içinde suçluluk, çaresizlik ve derin bir hüzün barındırıyordu. Leyla, Murat’ın kendisine dokunmaya bile kıyamayan o asil sevgisi karşısında ilk defa eridiğini hissetti. Ancak aralarındaki bu bağ büyüdükçe, Leyla’nın üzerindeki o ölümcül gölge de büyüyordu. Leyla amansız bir akciğer kanserinin son evresindeydi ve ömrü, Ege’nin yalancı baharı kadar kısaydı.Bir kış gecesi Leyla, Murat’ın göğsüne başını yaslayıp hıçkırarak ağlamaya başladı. "Beni bu şehirden götür Murat," diye yalvardı. "Herkesin beni bir nesne gibi gördüğü bu sokaklardan, internet sayfalarındaki o lanet olası izmir escort yazısının gölgesinden kurtar. Ölürken sadece senin Leyla’n olmak istiyorum." Murat’ın gözlerinden süzülen yaşlar Leyla’nın saçlarına karıştı. Ertesi gün, her şeyi geride bırakarak Çeşme’nin en ıssız, deniz dalgalarının duvarlarını dövdüğü eski bir balıkçı kasabasına kaçtılar. Orada küçük, ahşap bir ev kiraladılar. Murat, Leyla’nın kalan son günlerini bir kraliçe gibi yaşatmak için çırpındı. Sabahları ona elleriyle kahvaltı hazırlıyor, geceleri ise acıdan kıvranan bedenini kollarına alıp sabaha kadar ona ninniler, şiirler fısıldıyordu. Aşkları, ölümün o soğuk nefesi altında her gün daha da alevleniyordu.Ancak kader, yazılan trajik sonu değiştirmeye izin vermeyecek kadar acımasızdı. Bir ilkbahar sabahı, güneş körfezin üzerinden yavaşça doğarken oda ölümcül bir sessizliğe büründü. Leyla yatağında bembeyaz, hareketsiz yatıyordu. Murat odaya girdiğinde havadaki o ağır, soğuk kokuyu hemen tanıdı. Koşarak yatağın kenarına diz çöktü, Leyla’nın buz gibi ellerini avuçlarının içine aldı ve deliler gibi öpmeye başladı. Leyla, gözlerini son bir gayretle araladı, Murat’ın yüzüne dokunmak istedi ama parmaklarında o derman kalmamıştı. Son nefesini vermeden hemen önce, "Seni buldum ya, artık o karanlık dünyada bir kayıp değilim. Beni sakın o kirli kelimeyle hatırlama..." diyebildi. Leyla’nın gözleri açık kaldı, ruhu Ege’nin sonsuz maviliğine uçup gitti.Murat için o an, dünyanın sonuydu. Sevgilisinin cansız bedenine sarılarak saatlerce, günlerce ağladı. Leyla’yı o sessiz koyun hemen arkasındaki tepede, denizi en güzel gören zeytin ağacının altına kendi elleriyle gömdü. Yıllar geçti ama Murat’ın yüreğindeki o yangın hiç sönmedi. O günden sonra ne zaman Alsancak’a yolu düşse, ne zaman sokak lambalarının altında yalnız yürüyen bir kadın görse içi paramparça oldu. Kentin kalabalığı içinde yürürken, insanların telefonlarında hala izmir escort aramaları yaptığını, o kirli dünyada yeni kurbanların savrulduğunu bilmek onu daha da kahrediyordu. Murat için o kelime artık sadece internetteki bir terim değil; yaşanmış en büyük aşkın, en derin hüznün ve zeytin ağacının altında yatan o erken ölümün ta kendisiydi. Leyla gitmişti ama acısı, İzmir’in her bir imbat rüzgarında Murat’ın yüzünü yakmaya devam edecekti.
Yorumlar
Yorum yaz
Yayınlanmadan önce incelenir.